Gümüşhane’de Edebiyat ve Felsefe Üzerinden İnsanlığın Geldiği Nokta Tartışıldı

Gümüşhane İlim Yayma Cemiyeti tarafından organize edilen Şehir Sohbetlerinde “Edebi Yad, Felsefenin Ne'yi olur ?” konulu söyleşi gerçekleştirildi.

HÜSEYİN ÖZGÜN
HÜSEYİN ÖZGÜN Tüm Haberleri
Gümüşhane’de Edebiyat ve Felsefe Üzerinden İnsanlığın Geldiği Nokta Tartışıldı
Gümüşhane’de Edebiyat ve Felsefe Üzerinden İnsanlığın Geldiği Nokta Tartışıldı
+5
Haber albümü için resme tıklayın

Gümüşhane İlim Yayma Cemiyeti tarafından organize edilen Şehir Sohbetlerinde “Edebi Yad, Felsefenin Ne'yi olur ?” konulu söyleşi gerçekleştirildi. Edebiyat ve felsefe üzerinden günümüz dünyasında insanlığın geldiği noktanın tartışıldığı sohbette, Dostoyevski’nin “Budala” adlı eserine atıfta bulunularak “Hiç kimse, hiç kimsenin, kimsesi değil” denildi.

Yazar Vedat Akıllı tarafından yapılan sunumda, bir yanıyla edebiyat bir yanıyla da felsefe konuşulurken edebiyat ve felsefenin ortaya çıkışından bu güne kadar olan süreç, her iki kavramın buluştuğu ve ayrıştığı konular masaya yatırıldı.

Sunumunda edebiyat ve felsefenin temel itibari ile söz üzerine kurulu olduğunu dile getiren Yazar Vedat Akıllı, günümüz yazın dünyasında edebiyatçıların felsefeye, felsefecilerin de edebiyata dair yaklaşımlarının daha fazla ön plana çıktığını söyledi.

Salt felsefenin daha ağır bir dili olması hasebiyle edebiyata yatkın felsefecilerin toplum tarafından kabul gördüğüne vurgu yapan Akıllı, “Sağlam bir felsefe için iyi bir dil gerekiyor. Çünkü felsefeyi başka şekilde ifade edemiyorsunuz. Platon'dan bu yana felsefe ile uğraşan herkesin bir anlamda edebiyatla bir ilişkisi var. Felsefe bütün bilimlerin temeli olarak görülüyor.  İşin biraz daha hikmet boyutunu bu anlamda ortaya koyuyor” dedi.

“Önce Söz, Sözün İçerisinde de Öz Vardı”

Toplumsal yaşamda her şeyin önce söz ile başladığını kaydeden Akıllı, “Sözün içerisinde özü görüyoruz. Çünkü öz olmadan söz bir şey ifade etmiyor. Yani sözün anlamlı olabilmesi, sözün kendine ifade edebilmesi için sözün içerisinde bir öz barındırması gerekiyor. Bu noktada edebiyat ve felsefeye yönelik baktığımızda kendi içerisinde farkları ve benzerlikleri görebiliyoruz. Benzerliklere baktığımız zaman ikisinin de temelinde ifade ettiğimiz üzere söz vardır, dil vardır ve ikisinin de temelinde insan vardır. Sözü söyleyen de felsefeyi ortaya koyan da insandır” diye konuştu.

Edebiyat ve Felsefe Arasındaki Fark

Farklılıklarla bakıldığında ise felsefede esas olanın bilgi olduğuna dikkat çeken Akıllı, “Felsefe bilgi olmadan hareket etmiyor ama şiirde, edebiyatta, sözde bilgiden ziyade üslup kısmı daha fazla ön plana çıkıyor. Felsefe son tahlilde felsefe için vardır ve akla dayanır.  Makul olmak durumundadır. Dil ise söyleyiş tarzıyla üslupla ilgilidir. Felsefenin dili bu anlamda daha evrenseldir ancak bir roman, bir şiir, bir edebiyat, belki daha bir mekan ve zamanı ihtiva eden bir şeyi ortaya koyuyor” ifadelerini kullandı.

“Ne Sorusu Felsefedeki Hikmettir”

Sohbetin “Edebi Yad, Felsefenin Ne'yi olur ?” şeklindeki adlandırmasına işaret eden Akıllı, “Başlıkta edebiyat etmekten bahsettik. Yani “Edebi Yad Felsefenin Ne’yi Olur?” sorusu bir anlamda ne olduğunu anlamak, meselenin ne olduğunu kavramak felsefe için esastır ve bu da edeb’e götür. Yani felsefe nedir dediğinizde felsefe son tahlilde edebe götürmelidir, bir duruş ortaya koymalıdır. Bir meselenin ne olduğunu kavrayışa ulaştırmalıdır. Ulaştırmıyorsa eğer felsefe bilginin hamallığını yapmaktan öteye geçmeyecektir. Ne sorusu ise felsefedeki hikmeti ortaya koyar” dedi.

“Felsefeci Bilgi Hamalı Olmamalıdır”

Türk toplumunda toplumsal manada bakıldığında felsefenin ötekileştirilmiş olduğunu belirten Akıllı, “Felsefe sadece bir bilgi yığını değildir. Felsefeciler bu anlamda bilgi hamalları değildir. Aslında felsefileşmiş kültür tam da yaşammış olduğumuz hayatı nasıl anlamlandırdığımızla ilgilidir. Çünkü biz o felsefe ile o hikmetle, o içkinlikle, o içsellikle başka insanlarla iletişime geçebileceğiz. Yani bu iletişimin bir başka yolu yoktur. Bu açıdan baktığımızda bizim felsefemizin de, sosyolojimizin de, psikolojimizin de bu anlamda bize bir edebi hatırlatması, bir duruşu hatırlatması, bir insani var oluşu hatırlatması gerekiyor” diye konuştu.

“Acıları Görüyor Ancak Unutmaya Çalışıyoruz”

Bu yaklaşım doğrultusunda günümüzde yaşananların birçok kesim için test unsuru olduğunu anlatan Akıllı, “Bugün birçok sanatçının, sinemacının, edebiyatçının, felsefecinin duruşu aslında bu testin önemini ortaya koymaktadır.  İnsanların kaosa sürüklenmeye çalışıldığı bir zamanda yapılan bu test,  insan faktörünün irtifa kaybettiğini göstermektedir. Sıkça ifade edildiği gibi maalesef hayvanlar gibi yaşıyor, hayvanlar gibi örüyoruz. Çünkü artık hiç kimse, hiç kimsenin, kimsesi değil. Bu gün böyle bir hali yaşıyoruz. Yani dünya, yani insan tam da bugün Filistin’de Yemen’de ve daha birçok coğrafyada yaşananları görüyor ancak unutmaya çalışıyoruz. Zaten öldürülen bebeklere, parçaları toplanıp poşetlere doldurulan çocukları gördüğünüz zaman yaşamanız mümkün değil. O acıları hissetmeye çalıştığınız an melankolik bir psikolojiye giriyoruz ve bu nedenle de hepimiz kaçıyoruz. Bir yanıyla da kaçmak zorunda hissediyoruz. İşte bu aslında modern dünyanın ve tabii insanın en büyük bunalımıdır” şeklinde konuştu.

“Bilgisayar Oyunuymuş Gibi Bombalar Atılıyor”

Bir kesim, bir kesimi yok etmek için adeta bilgisayar oyunu oynar gibi bombaladığını aktaran Akıllı, “İşte burada ne edebiyat, ne felsefe, ne de sanat kalıyor.  Ne olacak peki? İşte bu anlamda söyleyecek bir sözümüzün olması gerekiyor. Ancak bu gün insanın sözünü yitirdiğini, özünü kaybettiğini görüyoruz. İnsanın edebiyatı, felsefeyi yitirmesi, hikmeti yitirmesi aslında kendisinden de uzaklaşmasına neden oluyor. Bu gün insan dediğimiz varlığın bir irtifa kaybına doğru gittiğini görüyoruz. Yaşananları konforumuz bozulmasın diye görmezden geliyoruz. Peki, tam da bu noktada biz insan olmak meselesini nereye koyacağız?” diye sordu.

“Sanatçı Olmak Kavganın Tam Ortasına Dalmak Demektir”

Felsefenin esasında hayat iksiri sunan bir alan olduğunu vurgulayan Akıllı, hikmeti olmayan felsefenin ise insana sıkıntıdan başka bir şey veremeyeceğini dile getirerek, “Hikmet'e dair bir bağı olmayan, insanların hayatına değemeyen değer yargılarının insana bir şey sunmayacağını da biliyoruz. Bu değer yargılarının bu anlamda hayata değebilmesi, yaşantılara değebilmesi önemlidir. Ve bunları kendince yorumlayarak dünyaya bir cevap verir. İşte bu noktada sanatçı dünyaya cevap verilmelidir. Dünyaya cevap vermelidir. Çünkü dünyaya cevap vermek, farklı diller ve yorumlarla karşı çıkmak, efendilere bıçak çekmek, kavganın tam ortasına dalmak demektir. İnsanlık bunun için vardır. Bunun için de hepimiz bulunduğunuz yerde yaptığımız işlerden muhatap olduğumuz kişilere bir şekilde soykırımı bombalanan hastaneleri poşetlere doldurulan bebek cesetlerini anlatmak, hatırlatmak ve tepki koymak zorundayız” dedi.

“Başka Yolumuz Yok”

“Eğer bugün susarsak ömür boyunca bir daha konuşacak yüzümüz ve vicdanımız kalmayacak” sözleri ile insanlığa yönelik uyarılarda bulunan Akıllı, “Üzülerek söylüyorum ki şu anda başka yolumuz yok. Bunun için felsefe, bunun için edebiyat, bunun için sanat, bunun için sosyoloji, bunun için psikoloji ortaya koymak, hayatı ve ölümü bu yönde değerlendirmek gerekiyor. Yani yaşadığımız hayata bir anlam yükleyerek, anlamlandırarak, o anlamsızlığın cinnetinden kurtulabiliriz. Yoksa bu anlamsızlıkla insanı gidebileceği hiçbir yer olmayacaktır” ifadelerini kullandı.

25 Oca 2024 - 15:03 - Kültür & Sanat

Mahreç  Hüseyin Özgün


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gümüşkoza Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gümüşkoza Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Gümüşkoza Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gümüşkoza Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

01

Efendime Söyleyim - kişisel dünya menfaatları ve gösteriş peşinde koşan insanlar yöneticiler sanattan menfaat gelir kazanamadıkları için geçmişe saygıda duymazlar nerde kaldı fuadiye çarşısında ilk kız meslek lisesi şimdi cadde üzerinde bir kemer kapı kaldı sanatsal olarak onuda gören yok harbe vaziyette ilgilenilmesini isterim saygılarımla

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 28 Ocak 07:44