31 Mart'ta Herkesin Bir Hesabı Var, Ya Vatandaşın Hesabı?

Demokratik kurumların ve kültürün, toplumsal ve siyasal hayatın zerrelerine kadar sirayet etmediği bizim gibi toplumlarda, seçimler siyasal hayatın merkezini oluşturur. Halkın gerek yönetime katılımı gerek hesap sorma pratiğini gerçekleştirmesinin imkânı olarak seçimleri bir fırsat olarak gördüğü herkesin kabul ettiği bir vakıadır. Bu yüzden de seçimlere katılım oranının diğer demokratik ülkelere göre hayli yüksek oluşu, bu gerekçelerle açıklanır. Hem yerel seçimler hem genel seçimler halkın siyasete olan nazının belirginleştiği, bazen de sert bir hesap sorma havasında geçen dönemlerdir. Seçimlerin toplumsal hafıza ve kimlikte edindiği yerin önemi, darbe dönemlerinin bile diğer ülkelerde olduğu gibi (Yunanistan, Güney Kore vb) uzun bir seçimsizliği göze almasını zorlaştırmış, halk oyuna başvurarak olağan döneme geçişi bir kültür olarak zorlamıştır.

Tarihçilerimiz ve siyaset bilimcilerimiz, Türkiye’de seçim olgusunu Tanzimat ile başlayan İdare Meclisleri uygulamasıyla yaklaşık 200 yıllık bir geçmişle kökleştirseler de idareciden hesap sorma pratiğine baktığımızda daha da gerilere gitmemiz mümkün. Tabi burada tarihsel veriyi bugünü sağlayacak düzlemde şekillendirerek bir forma sokma hatasına düşmeyeceğim. Sadece halkın ya da siyasal aktörlerin her dönem, hesap sorma üzerinden bir siyasal denge arayışının var olduğuna değinmekle yetineceğim. Modern zamanlara yakın bir döneme kadar gidersek, yerelde ayan seçimleri de yerel yönetim seçimi gibi merkezin müdahalelerine karşı yerelin bir refleksi olarak görülebilir. Ya da İstanbul siyasetinde yeniçeri-ulema-esnaf ilişkisinin Sultan karşısında korumaya çalıştığı özerkliği yine hesap sorma ve gücün tek bir noktada merkezileşmesine tepkinin bir yansıması olarak görülebilir.

Öyleyse mesele hesap sorma ise buna dair güzel bir izlek sunmaya çalışalım. Hesap sorma önce hesap soranın kendisini bir aktör olarak görmesiyle başlar. Öyle ya, bir sesi olan, sözü olan ve bunu dayatabilen hesap sorabilir. Bunun ikinci aşaması ise hesap soranın korkusunu bastırması ya da korkunun esiri olmamasıdır. IV Mehmet yeniçerilerin karşına çıktığında “söyleyin kullarım” dediği zaman, karşılaştığı “Kul Allah’ındır, sen sadece mütevellisin” çıkışı gibi bir şeydir bu. Bu örnek aynı zamanda üçüncü bir aşamayı da işaret ediyor. Bu da hesap soran ve sorulanın eşitliği. Nihayetinde, hiyerarşinin ve tabiiyetin olduğu yerde de ne hesap kalır ne muhatap.

Seçimler de bir nevi siyasetçilerle vatandaşın birbirlerini eşit gördüğü bir zeminde muhatap olmalarıdır veya 5 senede bir vatandaşın kendine muhatap bulabilmesidir. İki tarafın da eşit kabul edildiği ve muhatap olabildiği yerde de mitleştirilen söylemlerin ve propagandanın, insan iradesine yaptığı baskıların anlamsız ve gülünç ama diğer taraftan vatandaşın havsalasını aşağılan tarafı anlaşılabilir. Hele de bir yerel seçim için bu daha belirgindir. Ortada sadece bir belediye seçimi ve bazı üyeliklerin kim olacağını belirlemek var, o kadar. Büyük sözlere gerek yok! Günümüzde propaganda, hesap sormanın imkanını ortadan kaldıran, oluşturduğu gürültü ile haklı çıkışları baskılayan, böylece insanları safların sıkılaştığı bir körlüğe hapseden süreçlere hizmet eder oldu. Sokaklara çıktığımızda maruz kaldığımız poster ve flamalar, bıraksak 7/24 yayın yapan seçim araçlarından çalan türküler, şarkılar vs, artık seçim olsa da bitse noktasına getirdi bizi. Halbuki siyaset, vatandaşın bireysel veya kolektif talep ve ihtiyaçlarını kamusallaştıran bir gündem oluşturma becerisiyle var olmalıdır. Maalesef bundan biraz uzaktayız. Geçen haftaki yazımda bir nebze buna değinmiştim, bu nedenle tekrara düşmeyeceğim. Fakat bir tarz var ki çok rahatsız edici, ona değineceğim.

Yerel vaatler çoğunlukla gözü tok esnafın kayıtsızlığını yansıtır oldu. Vaatler bu! Alırsan al, almazsan alma kıvamında. Mesela vadedilen bir şeyin, fizibilitesi nedir, maaliyeti nedir, nasıl bir kamu yararına hizmet edecek veya nasıl bir ihtiyacı giderecek, bunlara dair bir şey yok! Bir anda akla gelen işlermiş gibiler. Başı sonu belli olmayan bir şeyin de hesabı nasıl sorulacak? Onda da tık yok haliyle. Belediye denilen kurumlar, nihayetinde kamu kurumudur. Yaptıkları ve yapacakları işlerin kamusal sorumluluğu vardır. Bu nedenle yapılan her iş gibi söylenen her sözün de kamusal sorumluluk içinde yeri vardır. Dolaysıyla verilen her vadin gündelik hayatımızda edindiği yer kadar, kamusal hayatımızda doğuracağı faydaları düşünerek seçen ve seçilmek istenen kendini konumlandırmalıdır. Bu şekilde hesap sormanın imkânı oluşur, bu şekilde kent hayatına dair iki kelam etme fırsatımız olur. Yoksa seçimler işlevsiz bir seremoni olmanın ötesinde bir anlam ifade etmeyebilir.

Yazımızın başına dönelim. Seçmek, bir yönüyle hesap sormak demek. Maalesef denetim denilen olgunun, bürokratik bir yük olarak görüldüğü yerde, tek denetim mekanizması seçimler olarak duruyor. Denetim ve hesap vermenin en etkin aracı olan seçimlerin, oy verenlerin kendilerine atfettiği değeri ve anlamı yansıttığını da unutmayalım. Bu vesileyle haftasonu yapılacak seçimlerimizin, siyasi olgunluk içinde geçmesini ve şehrimiz ile ülkemiz için hayırlı olmasını diliyorum.

Ne Süleyman’a esiriz ne Selim’in kuluyuz,

Kimse bilmez bizi, biz Şah-ı Kerim’in kuluyuz.

(Hayretî)

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Dr. Sercan Yılmaz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gümüşkoza Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gümüşkoza Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Gümüşkoza Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gümüşkoza Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Ak Parti Aday Adaylarından Hangisini Gümüşhane Belediye Başkanı Olarak Görmek İstersiniz?
Tüm anketler