Belediyelerin Kurumsuzlaşması

Geçen haftalarda el değiştiren belediyelerden yansıyan nahoş görüntüler ve söylentiler ülke çapında dikkat çekiydi. Kimisinde belediye bütçesinde kalan son kuruşa kadar olan tükenmişlik, kimisinde son dakikaya kadar para harcama kaygısıyla yapılan harcamalar vs derken, toplumsal hafızada negatif yer edinen görüntüler oluştu. Bu oluşurken de hem belediye başkanlarının kendi kişiliklerine hem de mensup oldukları siyasal geleneğe dair önyargıların beslemeye neden olacak hoyratlık ise insanı şaşırtmayacak gibi değildi.

Neyse, olan oldu… Bir vatandaş olarak bizim yapabileceğimiz sadece bu satırlarda olduğu gibi bu gözlemi ifade etmek, şayet hukuk dışı bir şey varsa, onun muhatabı adalet mekanizması diyerek başka bir noktaya eğilelim.

Bu tarz görüntülerin ortaya koyduğu bir şey var ki, o da belediyelerin boğazına kadar kişiselleşmiş yapılar olarak, kaybettikleri kurumsallık oluyor. Belki de hiç sahip olmadıkları kurumsallık…

Normal şartlar altında herkesin beklentisi, vatandaşın ihtiyaçlarına yönelik hizmet için var olan bu yapıların, kendi içinde istikrarlı bir düzeni olmasıdır. Bu düzen içinde gelen ve giden kaynağın usulü, yönteminin belli olarak çoğu zaman kimin başkan olduğu ya da olmadığının öneminin olmamasıdır. Bu yapıdaki kurumlarda, devredilecek ne olağanüstülük olabilir ki son dakika işlemlerine tevessül edilebilsin? Demek ki, anlattıklarımız safça bir iyi niyetten başka bir şey değilmiş. Yine de buna takılmayalım.

Meşhur liberal tarihçi Lord Acton’un herkesin bildiği bir sözü vardır; “İktidar yozlaştırır. Mutlak iktidar, mutlaka yozlaştırır.”

Liberal siyasal yaklaşımlarda gücün merkezileşmesine karşı beklenilen bir tavrı yansıtan bu söz, çoğunlukla siyasal iktidarlar için kullanır. Halbuki ulusal seviyede olduğu kadar, yerel seviyede de haklı bir tarafı olduğunu inkâr edemeyiz. Denetimsizlik, kişiselliğe bağlanmış yetki düzenleri, temsili yapıların eksiklikler, kişisel karizmalara boğulmuş siyasal kültür maalesef yerel düzeyde dahi rayından çıkmış iktidar yapılarını besler oluyor. Üstelik bunu besleyen yasal altyapı ise bu işin tuzu, biberi. Kurumsuzluk kültürüne dair popülist siyasetin doğasıyla ilişkili külliyatlı bir yazın olsa da biz daha pratik ve yerel sahaya odaklanalım.  

Yasal yapıdan bahsetmiştim. Eski Valilerimizden Sayın Enver Salihoğlu’nun bir sözü vardı. Şöyle ki “ Türkiye’de mevzuat, aynı konuda bir şeyi yapmak isteyene de fırsat tanır, istemeyene de…”

 Kanunlarımız gerçekten ya çok elastiki ya da herkes için tek anlam içeren tutarlılıktan yoksun. Mesela Belediye Kanunu’na, özellikle de Büyükşehir Belediyelerinin yasal yapısına bakıldığında, yasalara göre sanki Türkiye’nin yönetim ilkesi yerel yönetimler gibidir.

İl İdaresi Kanunu’na bakalım, sanki ülkede yerel yönetimler yokmuş gibidir. Zaman olur ki iki durum da iktidarlar için kullanışlı aparatlar olur. Siyasal atmosferin durumuna göre sarkaç bir o yana, bir bu yana salınır.

Bunların dışında belediye kanununa ve uygulamaya baktığımızda, güçlü bir belediyeyle değil de güçlü belediye başkanları ile karşılaşırız. Halbuki yerel seviyede temsil ve demokratik katılımın en sağlıklı olacağı bu alanda, kişi değil meclis merkezli bir yapı olmasını beklemek yerinde olurdu. Bir de bunun yanında, belediyeler üzerindeki zayıf mali ve idari denetim ise işin tuzu biberi oluyor.

Tabi bu aksaklıklar ve eksiklikler kendiliğinden ortaya çıkmadı, bir tercih olarak yapı bu şekle sokuldu. Sokuldu da ne oldu, yerel seçimler ya hep ya hiç olmakla sonuçlanan siyasal yarışlar oldu. İkisi arasında kalmanın imkânı yok. Bu arada da heba edilen fırsatlar, kaynaklar ve enerji de işin cabası...

Bunlar çözülmesi zor sorunlar mı? Tabi ki değil. Hatta kolay sorunlar. Dünyadaki diğer örneklere bakıldığında, aklı başında ülkelerde fazlaca da gürültü kopmadan ülkelerin yerel ve merkezi idarelerinin dönüştürüldüğü ve düzenlendiği görülür.

Aslında bizde de buna 2003’te teşebbüs edilmişti. Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun tasarısı ile kamu yönetimine dair net işbölümü ve merkez ile yerel idareler arasında dengeli yetki paylaşımına dayalı bir çalışma olmuştu. Tasarı kadük kaldı. Sonrasında da başı sonu mamur bir çalışma yapılmayıp, ihtiyaca göre daha belirli alanlara odaklanılan yerel yönetimler reformu yapılarak, merkezi idare altyapısı eksik bırakılan bir süreç ile reform oldu bitti. Oluşan bu aksak, eksik ve boşluklu merkez ve yerel idare kurgusu ise maalesef topallıyor. Ülkemizin 21.yy’da daha etkin, hesapverilebilirliğe açık, verimliliğinin yüksek olduğu ve kamu kaynaklarını israfının azami derecede önlendiği bir yapıya kavuşması gerekiyor.

Şöyle düşünelim, belediyelere ve il özel idarelerine dair kurgu hala 19.yy’ın ilklerinin devamını yansıtıyor. Hatta valilik ve kaymakamlık üzerinden belirginleşen merkezi idare sistemimiz de yine bir yüzyıl öncesinin ötesindeki kurgunun mirasını devam ettiriyor. Mithat Paşa’nın Tuna Vilayeti Nizamnamesi’nin ana çerçevesi içinde ülkemizin taşra idaresi ve yerel yönetimlerinin karakteri oluştu ve yaşamaya devam ediyor dersek, çok da yanılmış olmayız.

Bizim gibi bir gelenekten gelen Fransa 1980’lerde kapsamlı reformlarla yapısını yeniden gözden geçirirken, biz ise bundan kaçınıyoruz. Bugün ülkemizin ulaştığı gelişmişlik seviyesi içinde belediyelerden, merkezi idareye kadar yeniden her şeyin ele alınması elzem. Basit bir örnek vereyim, Köse ile Kadıköy özünde aynı şekilde yönetiliyor. Bayburt ile Bursa da aynı şekilde yönetiliyor. Burada bir gariplik var. Bu garipliğin içinde de yukarıda değindiğim kronik sorunlar, verimsizlikler vs de kendine daha kolay yaşama alanı buluyor.

Haftaya yerel ve merkezi idare ile ilgili yazımıza devam edeceğim. Bu yazı bir giriş olsun. Mevsim geçişleri nedeniyle şifayı kaptığım için geçen hafta bu köşede siz değerli okurlarımıza hitap edemedim. Özür dileyerek geçmiş Ramazan Bayramınızı kutluyorum. Allah nice bayramlara esenlikle, afiyetle ve bereketle kavuşmayı hepimize nasip etsin.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Dr. Sercan Yılmaz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gümüşkoza Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gümüşkoza Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Gümüşkoza Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gümüşkoza Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Ak Parti Aday Adaylarından Hangisini Gümüşhane Belediye Başkanı Olarak Görmek İstersiniz?