Denetlenmenin Dayanılmaz Ağırlığı

Merkezi idare ile yerel idare arasındaki ilişki hakkında geçen hafta bir giriş yapmıştık. Bu yazı ile bu iki yapının ilişkisinin belirginleştiği alana dair izahla devam edelim.

Öncelikle medyamız ve siyasilerimiz tarafından çokça kullanılan ve içeriği itibariyle de yanlış olan kavramsal hataya değineceğim. 2019’da iktidardan muhalefete geçen belediyelerin başkanları tarafından kullanılmaya başlanan, sonra da iktidar tarafında da sahiplenilen “merkezi iktidar” ve “yerel iktidar” kavramları Anayasal yapımızla taban tabana zıt anlamları içinde barındırır. Anayasamıza göre Türkiye üniter ve merkeziyetçi bir devlettir. Dolayısıyla tek bir iktidar yapısı ve o iktidar yapısında toplanan tek bir egemen birime dayalı olarak devlet örgütlenir. Bu yapı içinde şu iktidar, bu iktidar vs yoktur. Tek bir iktidar vardır, o da Ankara’da olan iktidardır. Anayasamıza göre doğru kullanım merkezi idare ve mahalli idareler yani yerel yönetimler şekillindedir.

Türkiye’nin üniter yapısı merkezi idareye, yerel yönetimler üstünde vesayet yetkisine dayanan idari, mali ve yerindelik denetimlerine imkân tanır. Böylece yine Anayasamıza göre “idarenin bütünlüğü” ilkesinin gereği gerçekleşir. Aslında olan kimin hangi kurumun nasıl başına geldiği değil, bütün yapının bir bütünlük içinde var olduğudur.

Fakat ülkemizde sağ popülizmin beslediği bir alışkanlık, merkez ile yerel arasındaki denetimli ilişkiyi ve bütünlük ilkesini zedelemiş görünüyor. Bilindiği gibi, popüler bir söz olan “Seçilmişler, atanmışlara karşı üstündür” ifadesiyle her koşulda, her bağlamda ve her olayda karşılaşmamak mümkün değil. Aslında bakarsanız doğru bir söz ama doğruluğunu Ankara’daki seçimle genel hükümet için geçerliliği olacak bir sınırlılıkta aramak gerekiyor. Bu ifadenin, 28 Şubat’taki hoyrat, toplumsal kesimlerin bir bölümüne karşı saygısız kabadayılıkla ortaya çıkan askeri elitin, hükümet üzerindeki baskısına karşı duruşun bir ifadesi olduğunu biliyorum. Fakat popülizm altında o kadar ezildi ki bu ilke, olur olmadık her yerde kullanılır oldu.

Belediyeye bir müfettiş gidiyor, bir yanlış mı tespit edildi hemen, “Yok efendim seçilmişler atanmışlara hesap mı verecek” yakarışları; bir Vali denetim yaptırıyor, hemen “Herkes haddini bilsin” çıkışları… Diyorsunuz ki, ya sizin yapacağınız harcamanın kuralları belli, bunun dışında iş yaptınız, “Hayır! Soramazsın. Biz seçildik, istediğimiz yere istediğimiz kadar harcarız” cevabı yapıştırılıyor. Zaten, işin aslına bakarsanız hesap soran da yok!

Mesela yerel yönetimler temelde üç yapı tarafından denetlenirken, bunların durumlarına eğilelim. Bu denetimler, mülkiye müfettişleri, mahalli idare kontrolörleri ve SAYIŞTAY teftişleri ile gerçekleşir. İlk iki denetim birimleri İçişleri Bakanlığı’na bağlı, diğeri TBMM adına denetim yapıyor. Pratikte durum şu: ilk iki birimin denetimleri kâğıt, kürek işlerini denetlemekle çoğu zaman sınırlı kalırken; SAYIŞTAY ki aslında bir mahkeme gibi çalışır, etkisiz raporlamaların dışında bir yansımasını gördüğümüzü hatırlamıyorum. İşte durum bu. Bunun karşılığı da mali açıdan batmış, geliriyle orantısız borçlanan, gereksiz ve kanuna aykırı şekilde şişirilmiş personel yapılarıyla ülkemizin sırtında kambur olma potansiyelinde yerel yönetimler…

Bu bozukluk öyle bir hal aldı ki, devletin diğer kurumlarının da insicamını bozuyor desek, abartmış olmayız. Mesela, şu belediye borçlarının olduğu pankartlara bakıyorum da SGK borçları almış başını yürümüş. SGK batıyor vs deniyor ya, gördük ki batmasına sebeplerden biri de belediyelermiş. Kimse borcunu ödememiş ki…

Aslında işin özü denetim. Kamu parası, kamu ihtiyaçlarına harcanıyorsa, kamu adına işleyen kurumların da bu paranın hesabını sorması kadar doğal hiçbir şey yok. İdeal idari yapıları belki kuramayabiliriz, her kurumun doğasından kaynaklanan eksiklikleri ve aksaklıkları olabilir ama iyi kötü işleyen etkili denetim yapıları kurabiliriz. Böylece eli yüzü düzgün kurumlara ve bu kurumların gerçekten ihtiyaçlarımıza cevap veren hizmetleriyle karşılaşabiliriz.

Denetimin diğer bir boyutu ise eğitici tarafında kristalize olur. Denetim süreçleri ile denetlenen kuruluşların bir eksikleri ya da kusurları olmasa bile, yürüttükleri iş üzerinde hakimiyetlerini arttırırlar. Belki de denetimin en önemli işlevi de budur. Sürekli olarak kurumları yeniliklerden, kurumların etkinliği sağlayacak araçlardan ve yöntemlerden haberdar kılar denetimler. Bu nedenle denetimlerin cemali, celalinden daha ayandır, diyebiliriz.

Dünyadaki eğilim de kamu kurumları üzerinde denetim yapılarını hem çeşitlendirme hem de güçlendirme üzerinedir. Gerçi eğilim demek ne kadar doğru bilmiyorum, artık dünyadaki durum bu şekilde demek daha doğru olurdu. Hem kamudan bağımsız denetim şirketleri üzerinden hem de kamuya ait denetim yapıları ile işin denetim ayağı sürekli ve etkili bir hale kavuşturuluyor.

Bizim denetim mekanizmamızın da bir eksikliği zannımca burada yatıyor. Denetim yapan kuruluşların tekil nitelikleri, sınırlı bir uzmanlaşmaya neden oluyor. Mesela, denetçi statüsündeki kişinin her şeye hâkim olmasını bekliyoruz. İnsan doğasına ve günümüzün aşırı uzmanlaşmasına aykırı bir durum bu. Bir kişi her şeyi hakkıyla ne kadar bilebilir? Uzmanlaşan denetim yapıları ile sağlanacak çeşitlilik ile denetim süreçlerini etkin ve verimi yüksek bir noktaya taşımak daha kolay olurdu.

2010’larda ABD’de kamunun mali denetimlerine dair yukarıda çizdiğim çerçeveye yakın reform ile ilk senesinde 50 milyar dolara yakın tasarruf sağlanmıştı. O dönem için ABD bütçesinin yüzde 4’ü - 5’i arasında bir meblağ ediyor bu. Gayet verimli bir alışveriş. İstenilse bizde de benzer bir tablo oluşabilir. Tabi bunları yapacak olan da hükümet, kendiliğinden olacak hali yok! Hele de kamuda tasarrufun söylem olarak gündemimizde yer edindiği bu dönemde faydalı bir iş de olur. 

Önceki yazımda da değindiğim gibi Türkiye’nin günümüzdeki seviyesinin gerisinde olan yerel ve merkezi idare yapılarının reform ihtiyacı içinde en önemli odağı, denetim yapılarının da yenilenmesi oluşturuyor.  Hatta ilk başta bu alanda gayret gösterilse yeridir. Yoksa istediğimiz mükemmel idari yapıları kuralım, bunların hesap vermesini sağlanmadıkça, gücün tadını alan aktörler tarafından yozlaştırılması işten bile değil.

Haftaya ise merkezi idare ile yerel yönetimler arasındaki ilişki dengesine ve işbölümüne dair konuşalım…

Milli varlığımızın tehlikede olduğu en zor dönemde milletimiz, kendi meclisinin ve ona önderlik edenlerin gayretiyle istiklaline kavuştu. Adeta yeniden doğduk ve kurulduk. Gazi Mareşal, Gazi Meclisimize sırtını dayadı, ona güvendi ve ona hesap verdi. Bu hissiyatla, tüm okurlarımızın 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutluyorum.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Dr. Sercan Yılmaz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gümüşkoza Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gümüşkoza Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Gümüşkoza Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gümüşkoza Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

01

Hüseyin - Avrupa ülkelerine gitmedim ama giden bir çok arkadaşımla sohbetlerimizin konusu bu inşaat işleri. Adamlar işlerini gereken nasılsa öyle yapıyorlar, denetleme yapanlarında eline, hesabına para sıkıştırılıp, partilerden adam koymuyorlar. Baştan Devletin ihale sistemi bu işlere çanak tutuyor. Örneğin: 100 liralık bir işi ihaleye katılanlardan en çok kırım yapana veriyorlar. Oysa işin maliyeti vergiler dahil 100 lira. Adam işi alıyor bu işi ben 50 liraya yapacağım diye malzemenin en kötüsü, işçiliğin en ucuzundan işi bitirip parasını alıyor. Üzerinden 1 yıl geçmeden yaptığı yol çöküyor, bina ise her bir yerinden sos vermeye başlıyor. Bu işler devletten yeniden ödenek istenerek tekrar tamir ile elden geçiriliyor. Peki zamanında bu işi fiyat kırmadan ve denetimi tam yapılarak yapılsa idi bu böyle olmazdı. Yani devlet kırımdan edeceği kârdan çok fazlasını tamire vererek hazineyi zarara uğratmıyormu.

Yanıtla . 4Beğen . 0Beğenme 24 Nisan 11:23


Anket Ak Parti Aday Adaylarından Hangisini Gümüşhane Belediye Başkanı Olarak Görmek İstersiniz?