Üç Kuruşluk Adamlar

Küçük Bigadiç Ovası, etrafını çevirerek kendisini koruma altına almış olan Karyağdı Tepelerin karınlarını içeri çekip başlarını arkaya atmalarıyla tas şeklini almıştır. Tepelerin üstüne inen gök kubbe, tasın kapağına benziyor. Mevsimin İlk karı bu tepelerde görüldüğünden halk, Karyağdı ismini vermiştir.

Bigadiç’ten yolcusunu alan minibüs,   bir solukta ovayı arkada bırakıp Karyağdı Tepelerinin eteklerine ulaşarak tırmanmaya başlar, gitgide dikleşen yolu döne kıvrıla üç tepeyi açtıktan sonra başı çıplak, harman gibi düz olan son tepe üstüne çıkar. Tepe ile batı ufku arasını dolduran küçük küçük yeşil tepeler, çok köyü aralarında fark gözetmeksizin ana şefkatiyle sarıp sarmalayarak bağrına basmıştır.  Bigadiç ten köyüne giden yolcu, tepedeki durak ile köyünün arası yolu yürüyerek bitirir. Bu tepeden sonra asfalt yol siyah bir yılan gibi akarak direk Balıkesir’e girer.  Balıkesir’den hareketle Bigadiç’e gelen minibüs köy yolcularını bu durağa bırakır.

İkindi vakti, durakta duran minibüsten yaşları kırkı aşmış üç yolcu indi. Üçü de arka arkaya değeri yüksek kâğıt para uzattılar. Şoför paraları alıp indirdiği cebinden elini boş çıkarınca, hepsi şaşkınlıktan birbirlerine baktıktan sonra aynı anda bağırdılar: “Paraların üstü! “

     “Bigadiç’e gelir, alırsınız!”

     “Üstünü almak için bir de yol parası mı ödeyeceğiz! “

     “Evet! “

     “Sebep?”

     “Daha önce dört şoför arkadaşa çıkarıp bozulması zor para vermişiniz,  onlarda bozuk yok,  Bigadiç’e geldiğiniz de öderseniz demişler, ama ödemeyerek üstüne yatmışınız,  artık bu numara bayatladı, bana sökmez!”

     “Sen,  bizi tanımıyorsun galiba?”

     “Sizi yalnız ben değil, cümle âlem tanıyor .”

Bunlar,  bir numaralı dolandırıcı ve hırsızdı.  Balıkesir çevresini çalarak dolandırarak kasıp kavurduktan sonra Ege Bölgesine geçtiler. Tütün kırmak, pamuk toplamak ve zeytin silkelemek için amele getireceğiz vaadi ile topladıkları avansların üstüne yatarak parayı torbayla kaldırdılar.

Sonra geceleri, Karyağdı Tepeleri ağır ağır çıkan kamyonların arkasına tırmanıp aşağı indirdikleri çuvallardan çıkan pirinç, un, şeker ve kumaş, piyasa değerinden yüzde otuz daha ucuza satışa sunulduğu için halk, birbirini iterek kapıştı.  Ambar sahipleri, arabalara ışıklı bekçi diktiklerinden bu yol da kapandı.

Eskişehir, Kütahya ve Afyon tarafına geçtiler.  Piyasa değeri üstünde üçte biri peşin kalana senet vermek suretiyle topladıkları koyun ve sığırları, yol boyu köy ve kasabalarda satarak köy varmadan cüzdanlarını, içine destekledikleri parayla şişirdiler.  İyi paraya sattıkları için sevinen mal sahipleri,   vadesinde ödeme yapılmayınca ellerinde senetler, soluğu köylerinde aldılar. Ne evlerinde para yapacak eşya, ne de üstlerine kayıtlı tapulu mal bulunmadığı için kanuni yola, masraf boşa gideceği için başvuramadılar. Artık değersiz kâğıt haline gelen senetler ceplerinde, gözyaşları içerisinde dizlerini döve döve gerisin geriye döndüler.

Boğuşma devam ederken, sırayla bağırdılar: “Ben bu memleketin kralıyım! “

     “Ben de derebeyim! “

Şoför de cevap verdi: “O zaman benim üç kuruşluk yol parama niye göz koyuyorsunuz?”

     “Kimsin sen kapa çeneni ?”

     “Ben, çoluk çocuğumun rızkı için bütün gün koşuşturan baba Hasan Ali’yim !”

Yolcular, mırıldanmaya başladı. İçlerinden uzun boylu atlettik yapılı otuz yaşında gösteren bir delikanlı ağır ağır minibüsten indi, yaklaştı, makinenin pistonu gibi çalışan kollarının uçundaki yumruklar sanki balyozdu,  indiği yerden ses getirerek üçünü de bir anda sırt üstü yere yapıştırdı, ayakları havaya geldi, ayak kapıları,  bir leşin havaya dikilmiş ayaklarındaki nallarını andırıyordu. Dışa boşalmış yolcular,  hiç ummadıkları bu manzarayı, arada bir birbirlerine şaşkın şaşkın bakarak seyrediyorlardı. Delikanlı,  sabah sporu yaptıran bir askeri komutan gibi bağırdı: “Ayağa kalk!”, Kalktılar. “Yarım kol mesafe al!”, Aldılar. “Hazır ol !”, Oldular. “Bozuk paraları çıkarın!”, Çıkardılar. Şoföre dönüp; “Ücretini al. Verdiklerini iade et!” dedi. Ücret meselesi bu şekilde çözüme kavuşmuş oldu.

Genç, Balkan Boks şampiyonu idi. Şoförün “Çoluk çocuğunun rızkı için bütün gün koşuşturan babayım” sözü onu pek etkilediğinden olaya müdahale kararı verdi.   Bigadiç’te oturan çok özlediği ninesini ziyaret için İstanbul’dan geliyordu.

Yolculara, eliyle, yedikleri yumrukların etkisinden halen kurutulmamış olan bu babayiğitleri işaret ederek; “Ne kral, ,ne derebeyi ve ne de dayı, yahu bunlar düpedüz üç kuruşluk yol parasının üstüne yatmak isteyen üç kuruşluk adamlarmış! “ dedi. Bu üç kuruşluk adamlar, oldukları yerde, yolcularını alıp hareket eden minibüsün arkasından put gibi kımıldamadan bir süre baka kaldılar.

                                                                                                                            

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Av. Kamil Gündüz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gümüşkoza Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gümüşkoza Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Gümüşkoza Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gümüşkoza Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Ak Parti Aday Adaylarından Hangisini Gümüşhane Belediye Başkanı Olarak Görmek İstersiniz?