Yazı Detayı
11 Mayıs 2021 - Salı 09:57 Bu yazı 357 kez okundu
 
ANLADIM
ismail hayal
 
 

"O gün, onlardan her bir kişinin kendisine yetecek kadar işi ve derdi vardır."

Abese, 80/37

 

İnsanlar kendilerine Rabbim'in verdiği bu emanet süre içinde en yakın destekçisinin ömrünü adeta onlara feda ettiği en yakınları olan eşi, oğlu ve kızı olduklarını zannedermiş. Yalan.

En yakın akraba, abi, kardeş, halaoğlu, dayıoğlu, amcaoğlu, akraba vesaire olduğu da külliyen yalan.

Hani en sağlam sandığımız yanımız hemşehrimiz, köylümüz, canımız, ciğerimiz, sevdiklerimiz.  Yalanın en kuyruklu hali.

Diğer yandan kapı komşusu, öğrencisi, arkadaşı, iş arkadaşı, amiri, memuru, sözüm ona en yakın dostu, sırdaşı. Tamamen safsata, tamamen yalan.

Gümüşhane ve altın kalpli insanların yaşadığı şehir. Bu söz bu dünyada belkide duyduğum en büyük yalan, en büyük martaval, daha doğrusu en tartışmalı yalan. Bir başka deyişle yalanın ağababası.

Yüce Rabbimiz buyuruyor;

"Kulakları sağır eden o gürültü koparan / kıyametin koptuğu gün geldiğinde, O gün kişi, kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve oğullarından / çocuklarından kaçacaktır. O gün, onlardan her bir kişinin kendisine yetecek kadar işi ve derdi vardır. O gün birtakım yüzler parlaktır, güleç ve sevinçlidir. Ve o gün birtakım yüzler de var ki, tozlanmış, onları karanlıklar bürümüştür. İşte bunlar, kâfir ve fâcir / yoldan çıkmış kimselerdir." (Abese, 80/34-42).

Kendimi bildim bileli hayat meşgalesi içinde çalıştım, didindim, çile çektim. Sekiz yaşında boya sandığını sırtıma verdiler. Su sattım, sakız sattım, ayakkabı boyadım, hamallık yaptım, karton ve hurda topladım. Hiç yeni elbisem olmadı. İstediğim hiçbir şeyi elde edemedim. Karnımın tam doyduğunu hiç ama hiç görmedim.

Düştüm, kalktım yine düştüm. İsyan ettim, ağladım, ezildim, kovuldum, aç yattım, aç kalktım. Okumak adına kilometrelerce yol yürüdüm. Öğle arasında çeyrek ekmek arası küçücük bir domates yedim. Okudukça hırslandım, hırs yaptıkça okudum.  Hayata cılız da olsa incecik bir dalından tutunuverdim.

Yemeklerini yapmak, bulaşıkları yıkamak ve evlerini temizlemek karşılığında (Allah onlardan razı olsun) yanlarına sığındığım üç öğretmen arkadaşın himmetiyle Ankara gibi bir yerde üniversiteyi bitirdim.

İnsanın dünyanın en büyük ve en tehlikeli varlığı olduğunu öğrendim.

Evlendim, çoluk çocuk sahibi oldum. Köylerde yıllardır ter döktüm, öğrenciler yetiştirdim. Çoğu zayii olmasa da her şeyin boş olduğunu gördüm, anladım.

Rabbim bir felaket gönderir ki herşeyi ayan beyan gösterir. Uğruna feda ettiklerin aklına gelir. Yardım ettiklerin aklına gelir. Canını göz kırpmadan vereceğin oğlun, kızın, eşin ve arkadaşların aklına gelir. Ve işte o zaman anlarsın ki hepsi yalan.

Öyle bir yalan ki ağzına bir tas çorba verecek Allah'ın kulu kalmamış yanında.

Kıyamet işte bu olsa gerek dersin derin bir 'ahhhhh' çekerek.

Rabbim kıyametin provasını bize evvelinden gösteriyor ama bizim onu idrak edecek hal-i mecalimiz yok.

Ve aynanın karşısında insan bir soru yöneltiyor kendisine;

"Anlamak için insanın illa düşmesi mi gerekiyor?..."

Ve bu kısa hastalığım süresince birkaç vefalı dost ve akraba dışında ne bir amirimiz, ne iş arkadaşımız, ne de eşimden çok gördüğüm arkadaşlar tarafından arandım.

Sanal platformda hemen her gün tüm saçmalıklarını dahi beğendiklerim dahi bir geçmiş olsunu çok gördüler bize. Hiçbir çıkarım olmayan ve her hafta yazdığım gazetem bile aramadı beni.

Bende sayfamda yaklaşık bine yakın olan arkadaşı (!) yeniden gözden geçirerek yarı  yarıya eledim ilk iş olarak.

Rabbim gerçek manada dost ve arkadaş nasip etsin herkese.

Rabbim neslimizi ve nefsimizi ıslah eylesin inşallah.

Kalın sağlıcakla ve selamet ile...

 
Etiketler: ANLADIM,
Yorumlar
Haber Yazılımı